fbpx

Bilgi & Randevu:

Burun – Sinüs Hastalıkları

GENİZ AKINTISI

Geniz akıntısı nedir?

Burun ve sinüs dediğimiz kemik içi boşluklardan salgılanan ve “silia” diye isimlendirilen ince tüycüklerle sürekli geriye doğru atılan bu salgı kayar biçimde genize, oradan da aşağıya yemek borusuna gönderilir, normal şartlarda farkına varılmadan, hissedilmeden yutulur. Hastalık durumunda koyuluğunda tadında olan değişiklikler sonucu bu salgının genizde hissedilir hale gelmesi geniz akıntısı olarak tarif edilir.
Geniz Akıntısında Salgı Değişiklikleri
Artmış ince salgı: Üst solunum yollarının virüs dediğimiz mikroplarla oluşan, soğuk algınlığı gibi basit enfeksiyonlarında, alerjide, soğuk havada, parlak ışıkta, belirli yiyecek ve baharatlarda, hamilelik ve hormon değişikliklerinde, doğum kontrol hapları, bazı yüksek tansiyon hapları gibi değişik ilaçlar kullanıldığında ve burun tıkanıklığı yapan burun kıkırdak ve kemik eğriliklerinde, burun eti büyümelerinde görülebilir.

Artmış, kalın salgı: Burun akıntısı, koyulaşıp, sarı, yeşil renk almaya başlarsa, bakteri denilen mikroplarla sinüs ve burun enfeksiyonu gelişmiş demektir. Çoğunlukla, kışın soğuk havalarda, nemsiz, sıcak ev ve binalarda, kalabalık ortamlarda yaşayan kişilerde sık görülür. Bazı ileri alerji durumları da bu tür koyulaşmış ve rahatsız edici salgılara sebep olur. Çocuklarda, burun içinde yabancı cisimler(fasulye, kağıt, oyuncak parçası gibi) enfeksiyon ve koyu salgı oluşturur.

Azalan salgı: Aşağıdaki durumların herhangi birinde olabilir:

*Sigara dumanı, endüstriyel kirlilikler, otomobil egzozu gibi çevresel uyarıcılar, burun salgısını azaltır. Salgı azaldığında, normalden daha fazla koyulaşır ve aldatıcı olarak artmış mukus gibi hissedilebilir.

*Burun hava akımının düzgün olmasını engelleyen burun eğrilikleri de salgının azalması veya çoğalmasına sebep olabilirler.

*Yaş arttıkça, burun salgısı azalıp, koyulaşır. Bu, geniz akıntısı gibi hissedilebilir.

*Burnu döşeyen mukoza denilen dokunun bazı hastalıklarında da salgını üretimi ve akımı etkilenebilir.

Vazomotor rinit denilen ve alerjik olmadığı halde burun etinde şişmelerle oluşan hastalıkta burun, tıkalı, şiş ve ıslak hissedilir, değişikliklere karşı aşırı hassastır.

Geniz Akıntısında Şikayetler  

Geniz akıntısı, çoğunlukla boğaz ağrısı ve yanmasına yol açar. Boğaz kültüründe hastalık mikrobu üremese bile bademcik ve boğazdaki diğer dokularda şişlik oluşarak, boğaz rahatsızlığı, gıcık hissi, bir şey takılmış hissi, öksürük ve balgam oluşabilir.

Geniz Akıntısında Tanı

Tedaviye başlamadan önce, tetkikler yapmak ve doğru teşhise ulaşmak gerekir. Öncelikle tam bir kulak, burun, boğaz muayenesi ile gerekli laboratuar ve röntgen tetkikleri yapılmalıdır.

Geniz Akıntısında Tedavi  

Başarılı bir tedavi ile geniz akıntısı ve boğaz şikâyetleri çoğunlukla düzelir. Tedavide salgının daha sıvı olmasına ve böylece daha kolay akıp kaymasına çalışılır. Özellikle, çok sıvı almayan yaşlılarda akıntı koyulaşır. Bu kişiler, günde en az 8–10 bardak su içmeli, kahve ve mümkünse idrar söktürücü ilaçlardan uzak durmalıdır.

Bakteriyel enfeksiyonlar: Antibiyotikler ile tedavi edilir. Ancak ilerlemiş ve kronikleşmiş sinüzitlerde sinüslerin açılması ve akıntının sağlanması için operasyon yapılması gerekebilir.

Alerji: Mümkünse, alerji oluşturan maddeden uzak durulmalıdır. Antihistaminik, dekonjestan, kromolin sodyum, kortizon türü ilaç ve spreyler, alerji aşıları kullanılabilir. Bazı hastalarda antihistaminiklerin, akıntının koyulaşmasına ve kurumasına sebep olarak şikayetleri artırabileceği unutulmamalıdır.

Gastroözefajeal reflü: Reflüyü azaltmak için yatarken başı yüsekte olmalı, yatmadan önce en az 2-3 saat yemek yememeli, kafein ve alkolden uzak durulmalıdır. Gerektiğinde mide asidini önleyici ilaçlar kullanılabilir.

BURUN TIKANIKLIĞI

Burun solunum açısından çok önemlidir.Normalde solunum, burundan yapılmalı, burundan nefes alınmalı ve verilmelidir.Koku ve tat alınımına yardımcı olma yanında, solunan havanın temizlenmesi, nemlendirilmesi ve ısıtılmasında görev yapar.  Aşırı eforda, spor yaparken, koşarken alınan hava yetmezse ağız da solunuma katılabilir. Bir an için burun elle tıkandığında burun solunumunun önemi, burun solunumunun olmamasının yaşam kalitesini nasıl azalttığı ve sıkıntı yarattığı anlaşılır.

Burun tam ortasındaki bir duvarla sağ ve sol olmak üzere iki bölmeye ayrılmıştır. Burun içi tümüyle boş değildir. Her bir burunda 3 adet konka denilen önden arkaya doğru uzanan etler vardır. Bu etler solunan havanın kontrol edilmesi, ısıtılması, nemlendirilmesi, temizlenmesi görevlerini yapar. Dış ortamdaki neme, ısıya, kirliliğe bağlı olarak şişen ve inen yapılardır. Özellikle geceleri dönüşümlü olarak şişer ve inerler, böylece bir tarafın, bir süre dinlenmesi sağlanır. Bu, normal fizyolojik bir olaydır. Birçok insan, bunun farkına varmaz.

Burun tıkanıklığı, hastanelere başvurular arasında en sık karşılaşılan şikâyetlerden biridir. Burun tıkanıklığının pek çok sebebi vardır. Bunlar tek başlarına burun tıkanıklığı yapabilecekleri gibi birkaç sebep birlikte burun tıkanıklığı yapabilir.

BURUN TIKANIKLIĞININ BAŞLICA SEBEPLERİ
 Enfeksiyonlar

  • Burun İçi Enfeksiyonları-Rinitler: Mikroplar burun içine yerleştikten sonra, burun içindeki dokularda şişlik ve akıntı olur ve burunda tıkanıklık gelişir.
  • Her insan yılda yaklaşık iki veya üç defa nezle, grip olur.  Bu sayı, çocuklarda daha fazladır, yaş ilerledikçe, vücut savunması geliştikçe azalır. Basit soğuk algınlığı, virüs denilen mikroplar tarafından oluşturulur.  Virüsler çoğunlukla başka insanlarla aynı ortamlarda bulunmakla havadan geçer. Antibiyotikler virüslere etki etmez, bazı virüslere etkili ilaçlar vardır ancak basit enfeksiyonlarda yan etkilerinin fazla olmasından dolayı bu tür ilaçlar kullanılmaz. Verilen basit nezle-grip ilaçlarının amacı şikâyetlerin ortadan kaldırılmasıdır. Burun açıcı, burun akıntısını seyreltici ilaçlar kullanılabilir.
  • Akut Sinüzitler: Kişinin direncinin zayıf olması sonucu bakteri dediğimiz mikroplarda ilave olursa, iltihap sıklıkla sinüs dediğimiz yüz kemiklerinin içindeki boşlukları da tutarak sinüzite yol açabilir. Burun tıkanıklığı ve koyu burun akıntısı yanında hangi sinüs boşluğunun etkilendiğine göre; yanakta, üst dişlerde, alında, gözlerin arasında veya arkasında ağrı ve hassasiyet hissedilebilir.
  • Kronik Sinüzitler: Sinüs içlerinde oluşan iltihaplar 6-8 hafta içinde düzelmiyorsa kronik iltihap olarak kabul edilir.Burun tıkanıklığı belirgindir. Burun ve geniz akıntısı, yüzde basınç hissi görülür. Bazı hastalarda burunda polip dediğimiz et büyümeleri görülebilir. Geniz akıntıları sonucu enfeksiyon,alt solunum yolları  ve  akciğerlere ilerleyerek kronik öksürük, bronşit ve astım oluşturabilir.
  • Akut iltihaplar-sinüzitler genellikle antibiyotikle iyileşir; kronik olanlarda operasyon gerekebilir.

Yapısal Sebepler

  • Septum Deviasyonu (burun kemik ve kıkırdak eğriliği): Burun içini ikiye ayıran duvarın eğriliği, burun yapısının dışarıdan da belli olan eğriliği, burundan hava geçişini azaltabilir. Bu eğrilikler, çoğunlukla doğum esnasında ve erken çocukluk döneminde olan bir darbe, kaza ile ilgilidir. O anda muayenede yapılsa bir problem görülemeyebilir, ancak burun büyüdükçe eğrilik ortaya çıkar. Bu tür yapısal bozukluklarda sıklıkla tedavi cerrahidir. Burun içinden yapılan operasyonlarla, kıkırdak ve kemik yapıdaki eğrilikler düzeltilir.
  • Burun Eti Şişliği: Ayrıca, burun içindeki konka denilen etlerinde değişik hastalıklar ve uzun süreli şişmeleri sonucu yapıları bozulur ve burun tıkanıklığına, burun akıntısının yönünü etkileyerek, hastalıkların uzun sürmesi veya süreklilik kazanmasına sebep olabilir. Kronik sinüzit oluşumuna yol açabilir. Burun etinin tedavisi cerrahidir. Büyümüş etler tüm alınmaz, küçültülür.
  • Geniz Eti Büyümesi: Çocuklarda sık görülen “geniz etleri” büyüklüğü de burun tıkanıklığına yol açar. Geniz eti, burnun içinde değil arkasında geniz kısmında yer alır. Geniz eti büyümesinde genetik yapı yanında alerji ve enfeksiyonlar da artırıcı rol oynar Geniz eti normalden büyükse burun arkasını tıkayarak, havayolunu kapatır. Ağzından nefes alınmasına yol açar. Ağızdan nefes almak çocukta, horlamaya, sıkıntılı ve terli uyumaya, diş çürüklerine, ağız ve çene yapısında bozulmalara, kulak problemlerine sebep olur. Tedavi için geniz etinin çıkartılması gerekir.

Burunda Yabancı Cisimler

Buruna; nohut, bezelye, çekirdek, oyuncak, düğme, iğne vb. yabancı cisimlerin sokulması çocuklarda burun tıkanıklığına yol açan sebepler arasındadır. Uzun süren özellikle tek taraflı, kötü kokulu burun akıntısı olduğunda akla bu tür yabancı cisimler gelmelidir.

Yabancı cisimler canlı ya da cansız olabilir. Küçük pil vs. gibi bazı  kimyasal yapıda yabancı cisimler  burun mukozasında harabiyet oluşturabilir.

Tedavide mevcut yabancı cisim uygun aletler kullanılarak çıkarılır. Burada önemli olan cismin arkaya genze  doğru kaçırılmamasıdır.  Bu durum  yabancı cismin soluk borusuna kaçmasına neden olabilir. Bu nedenle kulak burun boğaz uzmanının müdahale etmesi gerekir. Yabancı cisim çıkarıldıktan sonra mutlaka burun boşluğunda başka yabancı cisim olup olmadığına bakılmalıdır.

Alerji

Alerji, vücudun yabancı cisimlere karşı normalden fazla reaksiyon göstermesidir. Burun, alerjik şikâyetlerin ortaya çıktığı en önemli organlardan biridir. Burun içindeki konka dediğimiz etler alerji nedeniyle olması gerekenden fazla şişer. Kişi, alerjik olduğu maddelerle karşılaştığı zaman, burun akıntısı, burunda tıkanıklık, hapşırma, burun kaşıntısı gibi birçok rahatsızlık olur. Burnu etkileyen alerjik maddeler daha çok solunan havadaki alerjenlerdir. Bazen yiyeceklere karşı olan alerjilerde burnu ve solunum yollarını etkileyebilir. Alerjide en etkili tedavi, alerjik olunan maddeden uzak durmaktır. Fakat bu her zaman mümkün değildir. Böyle durumlarda, antistaminik, dekonjestan,  kortizon türü ilaç veya aşı tedavisi gerekebilir.

Antihistaminik ilaçlar bazen uyku hissi verebilir, refleksleri azaltabilir. Dekonjestan ilaçlar kullanılırken, kişinin yüksek tansiyonu, göz tansiyonu, düzensiz kalp atışları, idrar yapma zorluğu olmamasına dikkat edilmelidir.  Vücuda zarar vermemesi için, kortizon sıklıkla burun spreyi olarak kullanılır. Bu tür ilaçlar, hekim kontrolünde ve dikkatle kullanılmalıdır.

Alerji aşıları uygun ve düzenli olarak uygulanırsa, yüksek oranda başarılı olurlar.

Vazomotor Rinit

Alerji ve enfeksiyon olmadığı halde bazı kişilerde; hava ısısının değişmesiyle, uçucu gaz olarak boya, sigara, kimyasal maddeler (benzin gibi), soğuk havada, hava kirliliğinde, parfüm etkisinde, psikolojik streslerde, yetersiz tiroid bezi fonksiyonunda, hamilelikte, bazı tansiyon ilaçları ve burun açıcı damlaların fazla veya uzun süreli kullanımında konkalardaki bozulmaya bağlı olarak burun tıkanıklığı olur. Vazomotor rinit denilen bu hastalıkta olabildiğince ortamda iyileşme sağlanmaya çalışılmalıdır. Rahatsızlığın erken evrelerinde, burun tıkanıklığı geçici ve geri dönüşümlüdür. Yani, tıkanıklığa sebep olan faktörler düzeltilirse, durum düzelir. Hastalığın ilerlediği durumlarda damarların elastikiyeti bozular, varisleşir. Tıkanıklık kalıcı hale gelir. İlaç ve cerrahi tedavi yollarına başvurulur.

Burun tümörleri

Burun içinde oluşan iyi ve kötü huylu tümörler özellikle tek taraflı burun tıkanıklığı, zaman zaman kanlı olabilen burun akıntısı, yüz ağrısı, koku alma problemleri yaparlar. İlerlemiş vakalarda burun ve sinüslerin komşuluğundaki yapılara hastalık yayılabilmektedir. Öncelikle göze, kafa tabanı yoluyla beyin zarı ve beyin dokusuna yayılım gösterirler. Çalışma ortamının kirliliği, toz ve kimyasal maddeler hastalık oluşumunda önemli rol oynar.
Tümör tipleri çeşitlilik gösterebilir. Görüntüleme yöntemlerine ( tomografi, MRI ) başvurularak burun ve sinüsler incelenir. Tümör düşünülen hastalardan biyopsi alınarak patolojik inceleme ile tanı konulur. Tedavide tümörün tipine göre cerrahi, radyoterapi ve kemoterapi tercih edilir.

ALERJİ VE BAĞIŞIKLIK İLİŞKİSİ

Solunum yolu alerjisi nedir? Bağışıklık ile ilişkili midir?

Alerji, Latince bir kelime olup aşırı duyarlılık reaksiyonlarını anlatmak için kullanılmaktadır. Vücut savunma mekanizması olan bağışıklık sistemi  normalde yabancı maddelere bir yanıt verir. Bu yanıtın beklenenden aşırı olması durumunda oluşan belirti ve bulgular alerjik rahatsızlığı oluşturur. Bu durum alerji ve bağışıklık sisteminin birbiriyle olan yakın ilişkisini göstermektedir.

Alerjik reaksiyonlara neden olan maddelere, alerjen denir. Bu maddeler solunum yolu ile alınabildiği gibi, ciltten temas yoluyla ve yiyecek şeklinde ağızdan da alınabilir. Bu maddeler alerjik reaksiyon gelişebilmesi için vücuda daha önceden girmiş olmaları gerekir. Yani vücudun bağışıklık sisteminin bu maddeyle daha önce karşılaşması ve bunlara duyarlı hale gelmesi gerekir.

Günümüzde modern yaşam tarzı sonucu suni maddelerle, gıdalardaki katkı maddeleriyle ve alerjenlerle daha fazla karşılaşılmaktadır. Buda duyarlı insanların antijene daha kolay maruz kalmasına ve alerjik hastalıkların sıklığında artışa neden olmaktadır. Alerjik hastalıkların, özellikle solunum yolu alerjilerinin çoğu bahar aylarında özellikle de ilkbaharda ortaya çıkmaktadır.

Alerjik çocuklar bağışıklık sistemi zayıf olduğu için mi sık hastalanırlar?

Alerjik hastalığı olan kişilerde bağışıklık sistemi, alerjik olmayanlara göre bir miktar değişik çalışır. Bağışıklık sistemlerindeki bu dengesizlik alerjik kişilerde zaman zaman dışarıdan alınan alerjen dediğimiz bazı maddelere aşırı cevap verilirken mikroplara yeterli cevap verilememesi şeklinde karşımıza çıkabilir. Diğer bir deyişle alerjik hastalığı olan kişilerde mikroplarla mücadele edecek olan hücrelerin bir miktar baskılanmış olduğu düşünülmektedir. Bu kişiler özellikle bakteriyel ve viral enfeksiyonlara daha yatkındır. Bu nedenlerle alerjik kişilerde bağışıklığın güçlendirilmesi daha da önemlidir.

Mevsim geçişleri, soğuk havalar ve hava kirliliği Alerjiyi ve bağışıklık sistemini etkiler mi?

Hava ısı değişikliklerini soğuk hava ve hava kirliliği toplumun tüm bireylerini az ya da çok etkiler. Havaların soğuduğu günlerde solunum yolu enfeksiyon hastalıklarının sıklaştığı bilinmektedir. Soğuk havanın üst solunum yolundaki kan dolaşımını azaltarak  bu dokulardaki bağışıklığı azalttığı bu nedenle mikropların daha kolayca yerleşerek hastalık oluşturduğu düşünülmektedir.

Dünyada ve ülkemizde plansız büyüyen şehirlerde önemli sorunlarından biri olan hava kirliliği, kış aylarında giderek artmaktadır. Özellikle ısınmak için kullanılan yakıt kalitesi, trafikteki araç sayısı ve sanayi kirliliği ile ilgili olan bu durumun yol açabileceği sağlık problemleri azımsanmayacak kadar büyüktür. Çocuklar, yaşlılar ve herhangi bir nedenle bağışıklık sistemi yetersizliği, alerjik rinit, astım gibi alerjik hastalığı olan kişiler bu problemlerden en çok etkilenmektedir.

Hava kirliliğindeki günlük ani artışlar yanında kirliliğe uzun süreli maruz kalmak sağlıkta ciddi bozulmalara yol açmaktadır. ABD ve Hollanda`da yapılan çalışmalarda hava kirliliği olan bölgelerde yaşayanların ömrünün, kirliliğin olmadığı bölgelerde yaşayanlara göre 1–2 yıl daha kısa olduğu belirtilmektedir.

Tüm bu durumlar karşısında alınacak en iyi önlem bağışıklık sistemimizi zayıflatan ısı değişimleri, soğuk hava ve çevre kirliliğinden kaçınmaya çalışılmalıdır.

Grip, nezle gibi salgınlarında bağışıklığı güçlendirmek

Grip ve nezle yapan virüs denilen mikroplar çok yaygındır ve çok çabuk bulaşır. Özellikle risk gurubunda bulunan kişiler için tehlikelidir. Bebekler, 65 yaşın üzerinde olan kişiler, astım, kronik akciğer hastaları, kalp ve böbrek hastalıkları olanlar ve bağışıklık sistemini zayıflatan ilaç kullanan hastalar risk gurubundadır.

İlk yapılacak şey gripli kişilerden uzak durmak, öksürenlerin ve aksıranların bulunduğu kalabalık yerlere gitmemek ve bulunmamaktır. Bazen mikroplar burun ve boğazımıza ellerimizden bulaştığından, ellerimizi sık sık yıkamak faydalıdır.

Hastalıktan korunmanın yolu vücut direncinin ve bağışıklık sisteminin en iyi durumda olmasıdır. İyi beslenmek, dinlenmek, stresten uzak durmak ve sigara içmemek önemlidir.

Bağışıklık sistemini güçlendiren doğal bağışıklık artırıcılarını özellikle salgın dönemlerinde kullanmak yararlıdır.

SİNÜZİT NEDİR? TEDAVİSİ – AMELİYATLARI

SİNÜS NEDİR? 

Yüz kemiklerinin içinde sinüs denilen hava dolu boşluklar vardır. Bunlar birer kanalla burun içine açılırlar. Yeni doğan bebeklerde bile bazı sinüs boşlukları oluşmuştur. Tüm sinüsler 12–13 yaşa kadar gelişerek erişkin boyutuna ulaşır. Burnun iç yüzünü kaplayan mukoza dediğimiz cilt tabakasıyla kaplıdır.

Sinüsler Ne İşe Yarar?

Yüz kemiklerinin içerisinde yer alan hava sinüs denilen boşluklarının soluduğumuz havayı nemlendirmek, süzmek, ısıtmak gibi birçok önemli görevi vardır. Sinüs ve burun içindeki mukoza denilen ciltten mukus sıvısı salgılanır. Normal olarak burun ve sinüsler günde yaklaşık olarak yarım litre mukus salgılar. Üretilen mukus sinüs ve burundan arkaya genze doğru ince tüycükler yardımıyla hareket ettirilerek toz parçacıklarını, bakterileri ve diğer havayla taşınan partikülleri süpürür. Daha sonra bu mukus geriye boğaza süzülür ve yutulur. İçindeki parçacıklar ve bakteriler mide asidi tarafından parçalanır. Normalde insan bunun farkında değildir, hissetmez; çünkü normal bir vücut fonksiyonudur. Ancak bu salgının miktarı, kıvamı ve içeriği değişecek olursa geniz akıntısı olarak hissedilir.

SİNÜZİT NEDİR?

Sinüzit, birçoğumuzun günlük yaşamını altüst eden, çalışma gücünü etkileyen oldukça yaygın bir hastalıktır. Sinüslerin buruna açıldıkları kanallarda oluşan darlıklar, tıkanıklıklar, burun içinden gelen mikroplar ve diğer bazı etkenlerle hastalık ortaya çıkar.

Aynı anda burun içindeki dokularda hastalandığı için daha çok Rino-sinüzit olarak adlandırılmaktadır. Bazı sinüzit olguları üst diş köklerindeki enfeksiyonun direk olarak sinüse geçmesi sonucunda oluşabilir.

Sinüzitte; keyifsizlik, halsizlik, kafada dolgunluk, geniz akıntısı gibi basit yakınmalar olabileceği gibi şiddetli bas ağrısı, göz ağrısı, burun tıkanıklığı olarak da karsımıza çıkabilir.

Akut Sinüzit nedir?

Başlangıçta sinüzit soğuk algınlığı veya alerjik hastalık sonucunda fazla miktarda mukus salgılanması ile ortaya çıkar. Mukozadaki şişlik sinüslerin buruna açılan kanalları kapanabilir. Mukus sinüsler içinde birikir ve basıncın artmasına neden olur. Hangi sinüsün etkilendiğine bağlı olarak yüzde veya alında üzerine basmakla artan, gözler arasında veya gerisinde, yanaklarda ve üst dişlerde ağrı meydana gelir. Çıkışı kapalı ve mukus dolu bir sinüste bakteri denilen mikropların üremesi kolaylaşır. Sümüğün rengi yeşil-sarıya dönerse veya garip bir tat oluşursa muhtemel bakteriyel enfeksiyon gelişmiştir.

Kronik Sinüzit nedir? Ne zaman akut sinüzit kronik sinüzite dönüşür?

Sinüzit erken safhada tedavi edilemez 8–10 haftayı geçerse kronik sinüzite dönüşür. Baş ağrısı akut dönemden daha hafiftir. Ancak akıntı ve kötü kokuda artış vardır. İltihabın aşırı olması ,alerji varlığı, çevre kirliliği hastalığın daha artmasına ve polip adı verilen etlerin oluşmasına yol açar. Tedavi edilmemiş kronik sinüzit çevredeki kemik yapılarda hasara yol açabilir.

Sinüzit Tehlikeli midir?

Sinüzit olgularının büyük çoğunluğu tıbbi tedaviye cevap verir ve tehlikeli değildir. Bununla birlikte sinüslerin hem göze hem de beyne çok yakın olması nedeniyle nadirde olsa enfeksiyon göze veya beyine yayılabilir.

İltihabın olduğu sinüs ve burundan akan mikroplu mukus akciğerler için risklidir. Kronik uzun süren öksürük, alt solunum yolu iltihapları, trakeit, bronşit oluşabilir. Astımı alevlendirebilir.

Sinüs hastalıklarında Neden Baş Ağrısı Olur?

Sinüslerdeki ağrı sinüslerin buruna açılan kanallarının tıkanması ve buradaki basıncın artması ile olmaktadır.

Soğuk algınlığı ve sinüzitte mukoza denilen burun cildi şiştiği için kanallar tıkanmakta ve birikim ve basınç artmakta ve yüzde, yanaklarda, alında veya göz çevresinde ortaya çıkmaktadır.

Soğuk algınlığı veya aktif alerji nedeniyle sinüs kanallarının tıkalı olduğu durumlarda Uçakta yada denize dalarak dış basınç değişecek olursa “Vakum Baş Ağrısı” denilen sinüs ağrıları olur.

Migren ve diğer damar kaynaklı baş ağrıları veya gerginlik baş ağrısı hem alın ve göz çevresinde ağrı oluşturması hem de hafif burun akıntısına da neden olabilmelerinden dolayı sinüzit ile karıştırabilirler. Nöbetler halinde aralıklarla gelen, bulantı ve kusmaya neden olan baş ağrısı daha ziyade migren baş ağrısıdır. Baş ağrıları çok ciddi hastalıkların ilk bulgusu olabilir. Bu nedenle şiddetli, sık ve uzun süren baş ağrılarının tanısı için mutlaka doktora başvurulmalıdır.

Sinüzit Tanısı nasıl Konur?

Sinüzit tanısında hastanın şikâyeti dikkatle dinlenmelidir. Burun akıntısının rengi, kokusu ve günün hangi saatinde, hangi mevsiminde şikâyetlerin arttığı. Baş ağrısının ne zaman ve hangi sıklıkta olduğu, ne kadar sürdüğü, bulantı, kusma, görme bozukluğu veya burun tıkanıklığı ile ilişkili olup olmadığı doğru teşhis için önemlidir.

Muayenede mukozanın görünüşü, hassasiyeti, salgının niteliği, burun içinde başka patolojilerin olup olmadığı belirlenir.

Bazen kan tetkikleri, burun solunum ölçümleri, BT gibi görüntüleme yöntemleri gerekebilir. Burun akıntısından alınan örnek mikrop tipi belirlenmesi ve alerji açısından incelenebilir.

Kimler daha sık sinüzit Olurlar?

  • Alerjisi olanlar: Bir alerji atağı da soğuk algınlığı gibi mukozanın şişmesine, sinüs kanallarının kapanmasına, mukus akımının engellenmesine ve enfeksiyonuna neden olur.
  • Burun Tıkanıklığı olanlar: İyi nefes almayı ve mukus akışını engelleyecek yapısal burun bozuklukları, burun kırığı, burun kemik ve kıkırdaklarında, deviasyon denilen eğrilikler sık sinüs enfeksiyonuna neden olur.
  • Solunum yolu enfeksiyonu için risk gurupları: Sık sık enfeksiyona maruz kalanlar: Kalabalık ortamda bulunanlar, öğretmenler, askerler, işçiler ve sağlık personeli daha hassastır.
  • Sigaralı, kirli ortamda bulunanlar: Kirli hava, tütün dumanı, nikotin doğal direnç mekanizmasını bozarak enfeksiyona zemin hazırlar.

Sinüzit Tedavisinde Neler yapılır?

Sinüzitte erken dönemde tedavi ilaçlarla yapılır. Antibiyotikler, ağrı kesici ve şişlik giderici ilaçlar, burun damlaları kullanılır.

Bakteriyel sinüzit tedavisi mutlaka uygun bir antibiyotik içermelidir. Uygun olmayan, yanlış ve yeterinden az kullanılan antibiyotikler sonucu mikropların direnç kazanacağı ve antibiyotiğin o mikroba etkisiz hale geleceği unutulmamalıdır.

Antibiyotik tedavisinin yanında tablet ağızdan alınan ya da burun spreyi şeklinde kullanılan ödem çözücü dekonjestanlar ve antiinflamatuarlar, mukusu inceltici ve rahat atılmasını sağlayacak mukolitikler tedaviye eklenebilir. Dekonjestan burun damlaları buruna zarar verebileceği için gereğinden uzun süre kullanılmamalıdır. Tuzlu su ya da eczanelerden temin edilebilecek deniz suyu spreylerle burun içini temizlenebilir.

Sinüzit ilerleyip kronik hale geldiğinde ilaçlar tek başına yeterli tedavi sağlamayabilir. İlave olarak farklı müdahale ve ameliyatlar gerekebilir

 

SİNÜZİTTE YAPILAN BAŞLICA AMELİYATLAR

Fonksiyonel endoskopik sinüs cerrahisi;Cerrahi tedavide sinüslere ulaşmanın çeşitli yolları olmakla birlikte “fonksiyonel endoskopik sinüs cerrahisi” günümüzde en çok tercih edilen tekniktir. Bu teknikte ameliyat endoskoplar ve kameralar aracılığıyla burun içi direkt görülerek yapılır. Burun ve sinüs içindeki hastalıklı dokular ve polipler temizlenir, dar olan kanallar açılır.

Navigasyon cerrahisi; Cerrahinin risklerini azaltmak, derin dokulara müdahale olanağı sağlamak için kullanılan bir yöntemdir. Daha önceden tomografik bilgilerin tam olarak yüklendiği bilgisayarlar vasıtasıyla ameliyat sırasında ulaşılan bölgelerin koordinatları belirlenerek kontrollü cerrahiye olanak sağlamaktadır.

Balon sinoplasti; Balon sinoplastinin temel prensibi; sinüs boşluğuna, burun yapılarına ve dokulara hiç zarar vermeden sinüs kanallarının incecik kataterler yardımıyla sinüs kanalına ulaşıp tıkanmış olan bölgeyi balon yardımıyla genişletmek ve hastalığın düzelmesini sağlamaktır.

RF-laser; Laser ve Radyo dalgaları özel elektrotlar aracılığıyla belli frekanslarda uygulanacak bölgenin mukozası altına verilir. Burada kontrollü, lokal bir ısı artışı ve dokuda bulunan proteinlerin denatürasyonu sağlanarak doku hacmi küçültülür. Radyofrekans enerjisi ile dokuda oluşturulan ısı, mukoza altında yer alan salgı hücrelerini de sayıca azaltarak istenmeyen aşırı burun akıntısını tedavi eder. Radyofrekansın en önemli avantajı kontrollü bir yöntem olduğu için, etkisini doku içinde gösterip, doku yüzeyine zarar vermemesidir.

Sinüzitin cerrahi tedavisinden sonra yakın takip ve kontroller önemlidir. Ameliyat sonrasında yapılması gerekenlere uyulmalıdır.

Çocuklarda tekrarlayan ve tedaviye dirençli sinüzit tedavisinde altta yatan alerji, bağışıklık sisteminde zayıflık, pasif sigara içiciliği, reflü araştırılmalı, varsa düzeltilmelidir. İlaca yanıt alınamayan dirençli ve sık tekrarlayan sinüzitli olgularda sebep geniz eti olabilir. Alınması gerekebilir

Çocuklarda Fonksiyonel Endoskopik Sinüs Cerrahisi (FESS) çok gerekmedikçe yapılmamalıdır

Sinüzitten Korunmak İçin Tavsiyeler

  • Alerjiniz varsa bunun tedavisini olun.
  • Soğuk algınlığı olduğunuz zaman buharla nemlendirici kullanın.
  • Yatağınızın baş tarafı daha yükseltilmiş bir şekilde uyuyun.
  • Basit nezle ve soğuk algınlığında dekonjestanlar, grip ilaçları kullanarak hemen iyileşmeye çalışın.
  • Burnunuzu tahriş eden kirli havadan, özellikle sigara dumanından uzak durun.
  • Dengeli beslenin, düzenli egzersiz yapın.
  • Enfeksiyonu olduğunu bildiğiniz insanlarla ilişkilerinizi sınırlayın, sık el yıkayın, ortak havlu vs. kullanmayın.

ALERJİK ÇOCUKLARDA SİNÜZİT

Çocuklardaki kulak burun bogaz hastalıklarıyla ilgili problemlerin çok büyük bir bölümü direkt ya da indirekt olarak allerji ile ilgilidir. Çocukların %10’unda allerjik nezle olduğu tahmin edilmektedir.. Çocukluk çağı sinüzitlerinde de altta yatan bir allerjik hastalığın gözden kaçırılmaması gerekir.

Akut enfeksiyon atakları dışında kalan sürelerdeki bir takım bulgular, allerjik hastalık konusunda çok önemli bilgiler verir. Burun akıntısı, egzema, sık tekrarlayan üst solunum yolu enfeksiyonları, uykuda düzensizlik, huzursuz ve hırıltılı ya da horlayarak uyuma, sık tekrarlayan orta kulak enfeksiyonları, ailede anne ya da babada allerji öyküsü ilk olarak sorgulanan özelliklerdir. Allerjik nezle mevsimsel ya da yıl boyu süren şekillerde ortaya çıkabilir.

Alerjik yapı nedeniyle sık sık tıkanan ve hava sirkülasyonunun iyi olmadığı bir burunda, sinüzit gelişme riski çok daha fazladır. Özellikle soğuk kış aylarında, gripal enfeksiyonların yoğun yaşandığı dönemlerde basit bir nezle  sinüzit atağı haline kolayca dönüşebilir.

Sinüzit normal şartlarda en geç 6-8 hafta içinde iyileşen bir hastalıktır. Belirtiler  daha uzun sürerse ve  ataklar halinde seyrediyorsa  kronik bir sinüzit haline dönüşüyor demektir.

Sık sinüzit atağı olanlarda  bağışıklık sorunu olup olmadığı, sistemik başka  hastalık  varlığı araştırılmalıdır. Özellikle çocuklarda burunda  bir süre farkedilmeyen  yabancı cisimler(oyuncak parçası, gıda maddesi, boncuk vs…) burunda kötü kokulu akıntıya ve sinüzite neden olabilir.

Özellikle çocuklardaki geniz eti, ileri derecede büyük bademcik, burunda polip konka hipertrofisi denilen et büyümeleri gibi burun tıkanıklığı yapan hastalıklar sinüzite neden olabileceği için mutlaka tedavi edilmeli veya gerekiyorsa  ameliyat yapılmalıdır.

Endoskopların tıp alanında yaygın kullanımıyla birlikte burun ve sinüzit cerrahisinde başarı oranı çok artmıştır. Bu teknoloji ile  yeni bir dönem başlamış  ve eskiden uygulanan birçok cerrahi tekniği artık kullanılmaz olmuştur. Kronik sinüzit tanısı konulan hastalarda endoskopik cerrahi  yöntemle sinüzit  ameliyatları başarılı bir şekilde  yapılmaktadır.  Çocuk hastalarda da  daha nadiren  bu tür ameliyat gerekebilir. Eğer ilaç tedavisi ile sinüzit iyi edilemiyor ise ve çekilen filmlerle de ameliyat gerekliliği saptanmış ise endoskopik sinüs cerrahisi çocuk hastalarda da uygulanabilmektedir.

BURUN KANAMALARI

Burun kanaması KBB alanındaki en çok görülen şikayetlerden biridir. Pek çok kişi hayatında bir kez de olsa burun kanaması geçirmiştir

Toplumun %7-8’inde görülebilen burun kanamaları, sıklıkla basit nedenlere bağlı ve kolayca durdurulan bir durum olmasına rağmen %10 kadarı ciddi boyutlarda, bol miktarda ve uzun süren, hatta hayatı tehdit eden şiddette kanamalardır. Bu yüzden, her burun kanaması çok iyi değerlendirilmelidir.

Burun Neden Sık Kanar:

Burun içi oldukça yoğun ve yüzeyel damarlar içerir. Kanamaların yaklaşık % 90’ı, burnun hemen girişinde bulunan bu yüzeysel küçük damarların çatlaması ile oluşan kanamalardır. Burun boşluğunu ikiye ayıran bölmenin ön kısmı, buruna gelen damarların birbiriyle birleştiği ve bu damarların oldukça yüzeyel olduğu bir bölümdür. Özellikle çocuklarda bu kısım hiç bir etki olmadan bile kanayabilir. Burun boşluğunun her iki kenarında bulunan ve konka adı verilen etler de damar açısından çok zengindir ve bazı kanamalar burada olabilir.

Burun kanama nedenleri:

Burun kanamalarının birçok sebebi vardır. Basit burun kanamaları en sık olarak buruna darbe, hava kirliliği, burun içi iltihapları, alerjik yapı, sıcak-soğuk değişimi ve kuru hava gibi nedenlerden olur. Burun kanamaları nedenleri temel olarak 2 gurupta incelenir.

1-Burun Kaynaklı Kanama Nedenleri

– Ortam havasının sıcak ve kuruluğu; Burun mukozası kurur ve kabuklanır, burun temizliği yaparken burun mukozası çabuk tahriş olur kanama oluşabilir.

–  Çocukların burun karıştırmaları ve buruna sokulan yabancı cisimler

– Burun içi iltihapları, sinüzitler , alerjik hastalıklar ve polipler ; Bu tür hastalıklarda burun içi cildi şiş ve hassas olduğu için kanamaya eğilim artar.

– Burun travmaları,

– Deviasyon denilen burun içi kemik ve kıkırdak eğriliği,

– Burun ve sinüs tümörleri,

– Burun damar gelişiminde doğumsal bozukluklar.

– Uzun süre bazı burun damla ve spreylerinin kullanılması.

2-Burun Dışı Kanama Nedenleri

– Kalp ve damar hastalıkları, hipertansiyon, ateroskleroz, diabet, kalp yetmezliği

– Kronik akciğer, karaciğer ve böbrek hastalıkları

– Kanama ve pıhtılaşma bozuklukları, kan sulandırıcı ilaç kullanımı, doğumsal pıhtılaşma faktör eksiklikleri,bazı kan hastalıkları, lösemi,

– Ortam basınç değişiklikleri

– Bazı bağırsak parazitlerinin burunda kaşıntı yapması,
Burun kanamalarında İlk Yapılacaklar:

Sağlık kuruluşuna başvurmadan hasta ve yakınları tarafından yapılacak ilk müdahale ile ciddi problemlere bağlı olmayan basit kanamalar durdurulabilir.

İlk yapılacak şey, burun içerisindeki pıhtıların tamamen temizlenecek şekilde sümkürtülmesini ve soğuk su ile temizlemesini takiben oturur pozisyonda burun kanatlarının beş, on dakika iyice sıkılmasıdır. Eğer baş arkaya doğru eğilirse kanın genizden boğaza gitme ihtimali artar. Bu nedenle başı arkaya yatırılmamalıdır. Burun üzerine soğuk uygulaması da faydalıdır. Bu müdahale ile basit kanamalar çoğunlukla durur. Bu işlem ilk hamlede başarılı olmazsa bir kez daha tekrarlanır.

Kanama durmuşsa istirahat etmesi, ağır egzersizden kaçınıp, hafif sulu gıdalar alması önerilir. Hastaya yapılan müdaheleler esnasında hastanın rahatlatılması önemli yer tutar. Özellikle yaşlı ve hipertansiyonlu hastalara sakinleştirici ilaçların verilmesi gerekebilir. Kanaması bu şekilde durmayan hastaların en yakın sağlık kuruluşunda kulak burun boğaz hekimine başvurması uygundur.

KBB uzmanı tarafından öncelikle kanama tampon ile kontrol altına alınmaya çalışılır. Kanamayı durdurmak için tampon, kanama noktasını bulup koterize etme yani halk arasındaki tabirle yakma gibi basit işlem olabileceği gibi, burun arkasına tampon koymak , kanamayı yapan damarın embolizasyonu yani tıkanması veya cerrahi yolla bağlanması gibi ileri müdaheleler gerekebilir.

İlk müdaheleler yapılırken bir taraftanda hasta kanama konusunda detaylı sorgulanarak muayene edilir ve bazı testler yapılarak kanama nedeni bulunmaya çalışılır.

Tekrarlayan basit Kanamalarda Ne Yapılabilir? 

Burun içi kuruluğu ve kabuklanmaları sonucu kanamalar sık tekrarlıyor, günlük hayatı, iş yapılmasını, araba kullanılmasını engelliyorsa; burun içine özel yumuşatıcı merhemler ve damlalar kullanılabilir, damarlar gümüş nitrat sürerek tekrar koterize edilebilir yani yakılabilir,tamponlar yapılabilir.

-Kardioyojik hastalıklar ve damar hastalıkları, kanama-pıhtılaşma bozuklukları ve diğer kan hastalıkları ile ilgili test ve değerlendirmeler yapılabilir. Gerekli durumlarda diğer branşlardan konsültasyon istenebilirCiddi Burun Kanamaları:
Burun içerisinde, büyük damarlarda da çatlamalar olduğunda daha şiddetli kanamalar görülebilir. Özellikle yaşlı insanlarda tansiyon yükselmesi ile oluşan kanamalar, damar çeperlerinin kireçlenmiş olmasından dolayı kolay kolay durmazlar. Öncelikle tansiyonun düşürülmesi,kontrol altına alınması sonrasında kanamaya müdahele yapılmalıdır. Kanamaya eğilim yaratan bazı hastalıkları olan ve kan sulandırıcı ilaç kullanan kişilerde de şiddetli ve sürekli burun kanamaları görülebilir.

İlerlemiş burun iltihapları, sinüzitler, bazı burun tümörleri de ileri kanamaya yol açabilir.

Burun içine ve arkasına konan tamponlar, balonlu şişirilen tamponlar ,kan durdurucu ilaçlı tamponlar kullanılabilir.Bazı hastalarda damarın Radyo Frekans yada laser kullanılarak yakılması,burun damarlarının içine tıkayıcı maddeler verilmesi,boyundan girilerek buruna giden damarların bağlanması gerekebilir.

Kanama için yapılan müdahele ve ameliyatlar

-Damarın Yakılması: Hafif derecedeki sık tekrarlayan kanamalar için kullanılır. Burun bölmesinin ön kısmındaki damar ağına gümüş nitrat içeren kimyasal maddeler uygulanıp doku yakılarak kanamanın önlenilmesine çalışılır.

Bununla kontrol edilemezse elektrokoter, radyofrekans ya da laser ile yakılabilir. Her iki tarafa aynı anda uygulandığında burun bölmesinin delinmesi riski olduğu için mümkünse her iki burun aynı seansta yakılmamalıdır.

-Tampon konulması: Sık uygulanan bir tedavi yöntemidir. Burun ucunun elle sıkılması ya da soğuk uygulama ile durdurulamayan kanamalarda kullanılır. Burun boşluğuna konan tampon kanayan damar üzerine baskı yaparak kanamayı durdurur. Tampon olarak antibiyotikli kremler sürülmüş gazlı bez kullanılabileceği gibi, ortasında hastanın nefes almasını sağlayacak borunun bulunduğu daha konforlu tamponlar ya da balon şeklinde şişirilen tamponlarda kullanılabilir. Tamponlar genellikle 48-72 saat kalır sonra çıkarılır. Daha uzun süre kalması bazen iltihaplara yol açabilir. Tampon süresince hastalara antibiyotik verilebilir.
Bazen burun kanamasının kaynağı burnun arka bölümleridir ve önden konan tamponlarla durdurulamaz. Bu durumda arka (posteriör) tampon denen ve ağız içinden sokularak burnun arka kısmına yerleştirilen tamponlar kullanılır.

-Damarların embolizasyonu (tıkanması) ya da bağlanması : Bunlar bir girişimsel işlem ve ameliyattır. Hastanın hayatını tehdit edecek şiddette olan ve tampon konmasıyla durmayan kanamalarda kullanılır. Kanamanın yerine göre belirlenen damar içine boyundaki ana damardan bir ince tüple girilerek ulaşılır ve damar içine tıkayıcı madde enjekte edilir. Daha ileri kanamalarda o bölgeye kan taşıyan ana damar,boyunda ya da yüz kemikleri içinde ameliyatla bağlanarak kanama durdurulur.bazen sinüs içinden bazen de boyun açılarak bağlanır.

SAMAN NEZLESİ – YAZ NEZLESİ – ALERJİK RİNİT

Saman Nezlesi, Yaz Nezlesi ve Alerjik Burun Rahatsızlığı

Halk arasında alerjik rinit; saman nezlesi bazen de yaz nezlesi olarak adlandırılır.  Samanın kendisi alerjik olmamakla birlikte havadan gelerek üzerine konan alerjik maddeler hastalığa yol açmaktadır.

Alerjik rinitte;  hapşırık, burun tıkanıklığı, kaşıntı ve su gibi akıntı oluşur. Sıklıkla hastalık çok rahatsız edici değildir, hafif geçer. Bazı kişilerde ise çalışmayı ve günlük yaşamı engelleyecek kadar şiddetli olabilir.

Alerji vücudumuzun değişik organ ve dokularında bazı maddelere karşı aşırı duyarlılık oluşmasıdır. Alerjinin hastalık olarak adlandırılabilmesi için bu duyarlılığın vücuda zarar verir hale gelmiş olması gerekir. Çevreden gelen yabancı alerjik maddeler, göz, burun, boğaz gibi yerlerden vücuda girerken, burada onların içeri girmesini engelleyici reaksiyonla karşılaşırlar. Normal şartlarda, bu vücudumuzun korunması için gereklidir. Bazı insanlarda bu reaksiyon normalden fazladır. Bu tür insanlara “alerjik bünyeli” insanlar, bu tür maddelere de “alerjen” denir. Alerji genetik bir özelliktir, soyaçekim gösterir.

Alerjik hastalık bulguları ve tanısı alerjinin etkilediği doku ve organa göre değişir. Burunda oluşan alerjik hastalığa alerjik rinit denir.

Alerjiye ne sebep olur?
Vücudun savunma sistemi, yabancı maddelere karşı savaşan maddeler üretir. Bunlar, alerjenlerle karşı karşıya geldiğinde, vücutta istenmeyen etkiler oluşturan maddeler salınır. “Histamin”, bunların içinde en bilinenidir ve burnu döşeyen dokuda şişme, kaşınma, iritasyon ve aşırı salgıya sebep olur.

Hangi alerjenler burunda alerji yaratırlar?
Hava ile taşınabilecek kadar hafif ve belirli boyutta olan, burun dokusunda depolanabilecek bitki, hayvan protein parçaları ve yabancı maddeler alerji oluşturur. Sık görülenleri, çiçek polenleri, mantar sporları, hayvan derisi döküntüleri ve ev tozudur.

Polenler: Türkiye’de yapılmış bir araştırmada polenlerin aylara göre yoğun olarak havada bulunduğu dönemler şöyle bulunmuştur:

Ocak, şubat, mart aylarında, fındık, ardıç, mazı, selvi, kavak, dişbudak, kızılağaç, kocayemiş, süpürgelik, orman gülü

Nisan, mayıs, haziran aylarında, fındık, ardıç, mazı, selvi, dut, dişbudak, meşe, zeytin, çam, at kestanesi, kocayemiş, süpürgelik, orman gülü, ısırgangiller, buğday, arpa, mısır, yulaf, çavdar, pirinç, havuç, baldıran otu, kereviz, dere otu, sinir otu, kuzu kulağı, çayır otu

Temmuz, ağustos, eylül aylarında, ıhlamur, akasyalar, çam, kocayemiş, süpürgelik, orman gülü, papatyagiller, ısırgangiller, buğday, arpa, mısır, yulaf, çavdar, pirinç, havuç, baldıran otu, kereviz, dere otu, sinir otu, kuzu kulağı, sık görülen alerjenlerdir.

Ekim, kasım aylarında, ardıç, mazı, selvi, sedir, kocayemiş, süpürgelik, orman gülü, papatyagiller, sık görülen alerjenlerdir.

Mantarlar: Bunlar, bildiğimiz mayalama yapan mantarlardır. Ölü yapraklar, çimen, saman, diğer tahıl sapları, tohum ve toprak üzerinde de ürerler. Donmadıkları için mantarlar neredeyse bütün yıl alerji yapabilirler. Sadece kışın karla kaplı olduklarında etkin olamazlar.

Kapalı ortamlarda mantarlar, ev bitkilerinin ve topraklarının üzerinde ürer. Ayrıca, bodrum, merdiven altı gibi loş ve nemli yerlerde de ürer. Peynir ve fermentasyona uğratılmış alkollü içeceklerde de bulunabilir.

Hayvan Epitelleri, Ev Tozları: Hayvan alerjenleri (kedi, köpek, at ve diğer evcil hayvanların yünleri, derileri), ev tozu gibi alerjenler yıl boyunca alerji yaparlar. Ev tozu alerjisinde akar denilen gözle görülemeyecek kadar küçük böcekler rol oynar. Kışın artan alerjinin sebebi, kapalı ortam, kalorifer ve sobaların sıcaklık etkisiyle ev tozunun artmasıdır.

Alerjiler önemli olabilir mi? 
Alerjik bünyesi olanların, soğuk algınlığına, nezleye, sinüs ve kulak enfeksiyonlarına karşı dirençleri azalır. Ayrıca bu enfeksiyonlar sırasında daha fazla rahatsız olurlar, daha da önemlisi astım gelişebilir.

Tedavide Ne Yapılabilir?
En ideal olan, alerjen maddelerden uzaklaşmaktır.
‘Ev temizlerken veya otlarla uğraşırken maske takılmalıdır.
‘Havalandırma varsa, hava filtreleri sık değiştirilmeli ve hava temizleyicisi kullanılmalıdır.
‘Ağır polen mevsiminde, kapı ve pencereler mümkün olduğunca kapalı tutulmalıdır.
‘Ev içinde bitki ve alerjik hayvan bulunmamalıdır.
‘Yün ve kuş tüyü battaniyeler, yastıklar, elbiseler kullanılmamalıdır.
‘Sentetik, anti-alerjen çarşaf ve nevresimler kullanılmalıdır.
‘Genel sağlığa özen gösterilmeli, sık egzersiz yapılmalıdır.
‘Sigara ve dumandan uzak olunmalıdır.
‘Karbonhidratı düşük ve vitaminli yiyeceklerle (özellikle vitamin-C)  dengeli beslenilmelidir.

‘Kışın, evler, ısınmanın etkisiyle oldukça kuru olduğu için, nemlendirici cihazlar faydalıdır. Nemlendiriciler üzerinde mantar üreyebilir, dikkat edilmelidir.

Hekim sizin için ne yapabilir?
Kulak, burun, boğaz hekimi, sizi tam olarak muayene etmelidir. Burun ve sinüslerinizin detaylı muayenesi, alerjiye eşlik eden enfeksiyon, alerjik şikayetleri artıran ve tedaviyi zorlaştıran burun eğriliği, polip gibi hastalıklar olup olmadığı araştırılmalıdır. Gerekiyorsa alerji testleri ile neye karşı alerji olduğu belirlenmelidir.
Alerjik cilt ( Prick) testi: Kola ya da sırta alerjen maddelerin damlatılması ve cildin hafifçe çizilerek hassas hale getirilmesi şeklinde uygulanır.

Kanda alerji testleri: Alerjenlere karşı oluşan sipesifik IgE dediğimiz özel maddelerin kanda tek tek ya da gruplar halinde belirlenmesidir.

Tedavide ne yapılır? 
Hekiminiz, bunlardan hangisinin sizin için daha uygun olduğuna karar verecektir. Tedavi, aynı zamanda uygun çevre kontrolünü de içerir. Uygun hikaye ve muayene sonucu hangi maddelere karşı alerji olduğunu tespit için testlerin yapılıp yapılmaması gerektiğine karar verecektir.

Havayolu ile geçen alerjenlerin tedavisinde temel prensip bunlardan uzak durmak; mümkün olmuyorsa ilaç veya uygun aşı tedavisi yapmaktır. Alerji tedavisi için değişik ilaç grupları mevcuttur. Aşı tedavisinde kişiye,  testler sonucu belirlenen alerjik olduğu maddeyi çok düşük dozlardan başlanıp artırılarak, alıştırılır. Alerji aşıları yapılmaya başlandıktan birkaç hafta sonra etkileri görülebilir. Fakat daha kalıcı bir etki sağlamak için üç ile beş yıl arasında uygulanmalıdır. Aşı tedavisinin uzun sürmesi ve aşının mutlaka başlandığı sağlık kurumunda yapılması uygundur.

KOKU VE TAT ALMA BOZUKLUKLARI

Koku ve Tat Alma Ne İşe Yarar?

Koku ve tat alma hayatımızı geniş ölçüde etkiler ve yaşamsal açısından önemlidir. Bu duyularımız sayesinde hayattan tat alırız, yeme arzusu doğar, etrafla ilişkilerimiz düzenlenir. Bir çok meslek tat ve koku duyusu ile ilgilidir.

Koku alma duyusu tüm canlılarda tehlikeyi uzaktan ve çok önceden belirlemede, zehirli yiyecekleri, gazları ve dumanları zamanında hissetmede görev yapar. Dil köküne değen zehirli maddeleri fark ederek kusma refleksinin uyarılması tat duyusunun önemli bir görevidir.

Birçok yiyecek madde tat yanında esas olarak kokularından tanınırlar. Çikolata yerken burun kapatılırsa, yenilen maddenin tatlı veya acı olduğu hissedebilir ama çikolata olduğu anlaşılamayabilir. Bu durum çikolatanın lezzetinin çoğunlukla koku ile algılandığındandır. Aynı şekilde kahve de böyledir. Bir çok meslek tat ve koku alma duyularını kullanarak yapılır. Yemeğin lezzetini tam olarak almak isteyen aşçı, lezzet uzmanı gibi kişiler, her yutkunuştan sonra burunlarından nefes vererek kokuyu daha iyi almaya çalışırlar.

Kadınların erkeklerden daha iyi tat ve koku almalarının özellikle çocuklarını zehirlenmelerden koruyabilmeleri amacıyla olduğu düşünülmektedir.

Tüm canlılarda koku ve tat yaşamsal açıdan önemlidir. Örneğin böceklerin ayaklarında ve antenlerinde yer alan tat alma hücreleri sayesinde tat alma duyuları insanlarınkinden fazla gelişmiştir. Balıkların bu duyu hücreleri ise yüzgeçlerindedir.

Koku ve Tat Alma Duyuları Nasıl Çalışırlar?

Koku ve tat alma duyuları elektrokimyasal olaylardır.

Havada uçabilecek kadar küçük koku moleküllerinin burun içine girip, burun boşluğunun en üst kısmında yerleşmiş olan beyinle de direkt bağlantı halinde bulunan koku alma hücrelerini uyarmasıyla koku hissedilir.

Tat duyusu dil üzerindeki 200-250 tane tat tomurcuğunun içine tükürük tarafından ayrışıma uğramış kimyasal maddelerin girmesiyle başlar. Daha sonra burada oluşan bilgiler sinirlerle beyine taşınırlar. Bu sırada çok sayıda kimyasal olay oluşur. Genel olarak dil; tatlı, tuzlu, acı ve ekşiden oluşan 4 farklı ana tadı algılayabilir. Tatlı dilin ucu, acı dilin kökü, ekşi ve tuzlu dilin yan kısımları tarafından ayırt edilir. Dil bu 4 ana tadı ayırt edip beyne gönderir. Beyin buradan gelen uyarılarla yüzlerce tat karışımını değerlendirmekte, buruk, kekremsi, saman tadı vs diye tanımlanan çok karmaşık tatları tanımlayabilmektedir.

Lezzet tat ve koku duyularının ortak çalışmasıyla algılanır. Lezzeti değerlendirmede koku duyusu tat duyusuna göre iki kat daha önemli bir kısmı üstlenir. Bu nedenle burun tıkalı olduğunda lezzeti değerlendirmek zorlaşır.
Koku ve Tat Alma Neden Bozulur?

Toplumda ortalama %1 oranında koku ve tat alma bozukluğuna rastlanmaktadır.
Amerika Birleşik Devletlerinde bir araştırmaya göre 2 milyondan fazla kişinin, dünyada ise 20 milyon kadar insanın koku ve tat duyusundan rahatsız olduğu tahmin edilmektedir.

Koku ve tat almayı bozan çok sayıda hastalık vardır.

Bunların başında üst solunum yolu enfeksiyonları, burun tıkanıklığı yapan hastalıklar, burun polipleri, alerjik hastalıkları, sinüzitler, ağız içi iltihaplar, diş sorunları ve kafa travmaları gelir.

Hormon hastalıkları ve dişle ilgili sorunlar da koku ve tat almamızı etkileyebilir.

Yıllar boyunca böcek ilaçları gibi kimyasal maddeler soluyanlarda da koku alma duyusu kaybolmaktadır.

Sigara dumanı, yoğun hava kirliliği bu duyuları bozabilir. Sigara bırakıldıktan sonra bu duyular yavaş yavaş geri gelmektedirler. Sigara içen kişinin tekrar eskisi gibi koku alabilmesi için sigara içtiği dönem kadar sigarayı bırakmış olması gerekir.

Sigara da aynı etkiyle koku ve tat alma duyusunu bozar. Bazı ilaçlarda koku ve tat almayı bozabilirler.

Yüz bölgesine kanser nedeniyle yapılan şua tedavilerinden sonra ve bazı nörolojik hastalıklarda da koku ve tat alma duyuları zarar görmektedir.
Tat ve Koku Yaşla Değişir Mi?

60 yaşından sonra doğal koku alma yeteneği azalır. Koku alma yeteneği 30 ile 60 yaşları arasında en iyi durumdadır. 60 yaşından sonra azalmaya başlar. Genelde her yaştaki kadınlar, erkeklere göre koku almada daha duyarlıdırlar.
Koku ve Tat Alma Bozuklukları Nasıl Test Edilir?

Öncelikle detaylı bir öykü alınır. Bu sorunun basit bir nezle ile mi başladığı, kafa da bir darbe sonrası mı geliştiği, burun tıkanıklığı ile ilgisinin olup olmadığı,  bu bozukluğun zaman zaman düzelip düzelmediği, mevsimsel değişiklik gösterip göstermediği öğrenilir.

Detaylı KBB muayenesini takiben gerekiyorsa koku ve tat duyusu testleri uygulanır. Tanı amacıyla pek çok koku ve tat testi geliştirilmiştir. Burada temel amaç değişik tat ve kokuyu farklı yoğunlukta vererek bunları ayırt edip edemediğini veya yoğunlukları arttırıldığında fark edip edemediğini araştırmaktır. Bu şekilde kişinin ayırt edebildiği en düşük yoğunluk bulunur, bir bozukluk olup olmadığı belirlenir.

Tomografi (BT) ya da magnetik rezonans (MR) görüntülemesi gibi radyolojik tetkikler de gerekebilir.

Tad ve Koku Alma Bozuklukları Nasıl Tedavi Edilirler?

Birçok tat ve koku alma bozukluğu geri dönüşümlüdür.

Kendiliğinden iyileşmeyenlerde öncelikle tanı konulup, sebep bulunarak tedavi yapılmaya çalışılır. Bazen kullanılan bir ilaç koku ve tat alma bozukluğunun tek sebebidir ve ilaç kesilince veya değiştirilince durum düzelir.

Şiddetli nezle, grip, alerji gibi hastalıkları olanlar, durumlarının düzelmesi ile koku ve tat alma hassasiyetlerini tekrar kazanırlar. Burun tıkanıklıklarının giderilmesi, poliplerin temizlenmesi ile koku ve tat almada düzelmeler görülebilir.

Bu günkü bilgi ve imkânlarımızla koku ve tat alan ve bunları beyne ileten sinir hücrelerinin kalıcı hasarlarında tedavi imkânı yoktur.

KONKA HİPERTROFİSİ NEDİR?

Burun içerisinde her iki tarafta üçer adet bulunan konkalar (alt, orta, üst konkalar) burun fizyolojisinde önemli rollere sahiptir. Solunan hava bu konkalara temas ederek ısıtılır, nemlendirilir ve partiküllerden temizlenir. Ancak bazı durumlarda konkalar aşırı büyüyebilir ve burun tıkanıklığına neden olabilirler.

Tedavisi

Öncelikle konka hipertrofisinin nedeni anlaşılmalıdır. Bir alerji varlığında uygun tedavi başlanmalıdır. İlaç tedavisine yanıt alınamayan durumlarda bazı cerrahi uygulamalar yapılmaktadır.

Burnun bir boru gibi tamamen açık olması istenilen bir durum değildir. Konkaların tamamen çıkartılarak burun hava geçişinin açılması başlangıçta hastaya faydalı ve rahatlatıcı gibi görülürse de zamanla burun fonksiyonlarının bozulmasına bağlı olarak hastanın şikâyetleri daha fazla artar ve tedavisi imkânsız bir hale gelir. Bu nedenle konkanın tümüyle kesilip çıkartılması doğru bir yöntem değildir.

Cerrahi tedavide tercih edilen yol konkanın görevini bozmadan bir kısmını çıkarmak veya küçültmeler yapmaktır. Konka hipertrofisi tedavisinde son yıllarda kullanılan en etkili cerrahi yöntem radyofrekansla küçültme ameliyatıdır. Bu yöntemde radyo dalgaları veren bir cihazla konkaların içine girilerek dokuyu bozmadan yeterli küçültme sağlanır. Bu girişim lokal anestezi altında rahatlıkla yapılır ve ameliyat sonrası kanama ender olduğu için sıklıkla tampon gerektirmez.

SEPTUM DEVİASYONU

Burun septumu, burun boşluğunu ortadan ikiye bölen bir duvardır. Septumun ön kısmı kıkırdaktan, arka kısmı ise kemikten oluşmuştur. İdeal koşullarda septumun orta hatta bulunması, sağ ve sol burun boşluklarının da eşit genişlikte olması gerekir. Burun içi boru gibi bir boşluk olmayıp her iki tarafta üçer adet konka adı verilen etler bulunur. İnsanların çoğunda septum tam olarak orta hatta değildir, hafif eğrilikler vardır. Bu tür hafif eğrlikler herhangi bir şikayete neden olmaz. Septumun tamamı veya bir parçasının eğri olup orta hattan kayması ve solunumu etkiler duruma gelmesi hastalık olarak tanımlanır. Sıklıkla eğri olan tarafta hava geçişi azalır. Eğrilik bazen S veya C şeklinde olup her iki burunu da tıkayabilir. Deviasyon ne kadar fazlaysa burun tıkanıklığı da o kadar fazla olmaktadır. Tek taraf tıkalı olduğunda diğer taraftan soluk alınabildiği için hastalar genellikle fazla rahatsız olmazlar. Septumdaki eğrilikle birlikte konkalarda büyüme ve şişlik yani hipertrofi olursa burun tıkanıklığı daha belirgin hale gelir.

Septum deviasyonunun nedeni nedir?

Bebekler yapısal olarak septum deviasyonu ile doğabildiği gibi, doğumda bebeğin doğum kanalından geçişi sırasında oluşan travmaylada olabilir.

Çocukluk çağındaki çarpmalar, düşmeler, yaralanmalar, o anda şikayet yapmamasına rağmen büyüme çağında septumun kemik ve kıkırdak kısımlarının farklı hızda gelişmesi sonucunda deviasyon oluşturabilir.

Genetik olarakta bazı insanlarda erişkin çağda belirginleşen burun şekil farklılıkları ve deviasyonlar vardır.

Septum deviasyonunun belirtileri nelerdir ?

Septum deviasyonunun en sık rastlanan belirtisi burundan nefes alma güçlüğüdür.Tek burun veya iki burunda sürekli veya değişken nefes alma güçlüğü hissedilmesine de yol açabilir. Hafif septum deviasyonu bulunan bazı kişilerde belirtiler ancak soğuk algınlıkları sırasında ortaya çıkar. Solunum yolu enfeksiyonunun burun dokularında neden olduğu şişlik, normalde farkına varılamayan hafif dereceli tıkanıklığı belirgin hale getirir.

Burun tıkanıklıkları insanın hayat kalitesini ciddi oranda bozmaktadır.

Septum deviasyonu şu sorunlara neden olabilir :

  • Tek veya çift taraflı burun tıkanıklığı
  • Tekrarlayan burun kanamaları
  • Tekrarlayan sinüzit,farenjit,bronşit
  • Yüz bölgesinde ağrı, başağrısı, geniz akıntısı
  • Ses kalitesinde bozulma,burundan konuşma
  • Horlama, apne,
  • Östaki borusu tıkanıklığı,Kulakta sıvı birikimi
  • Cinsel isteksizlik

Septum deviasyonu nasıl teşhis edilir ?

Septum deviasyonunda tanı burnun endoskopik olarak detaylı muayenesi ile konur.

Rinomanometrik ölçümlerle burun solunumu objektif olarak belirlenebilir.

Beraberinde sinüzit konka şişlikleri ve allerji gibi başka problemler varsa bunlara yönelik filmler,tomografi ve laboratuar incelemeleri yapılabilir.

Facebook
Google+
Twitter
LinkedIn

RANDEVU TALEP EDİN

Aklınıza takılan başka sorular varsa; çekinmeden bize ulaşıp, randevu talebinde bulunabilirsiniz.

HIZLI İLETİŞİM

Telefon: 0 (212) 801 48 83
Telefon: 0 (212) 801 48 73
Mail: info@otrila.com
Adres: Maltepe mahallesi, Eski Londra Asfaltı cad. Kale Avrupa Konutları No: 32/1H Cevizlibağ/Zeytinburnu/İstanbul

HIZLI RANDEVU TALEBİ